© KIBRISCA
Sık Kullanılanlara Ekleyin | Açılış Sayfası Yapın  
Hoş Geldiniz Misafir
 (Kayıt Ol -  Giriş)
Son Dakika Duyurusu : Kıbrıs’ta Emlak Rehberi Online Ziyaretçi(ler) : 11    Online Üye(ler) : 0
Open / Close Module Close Module
Üye Rumuzu

Parola

Otomatik Giriş Yap
Aktif kullanıcı listesine ekle


Şifremi unuttum | Kayıt Ol

Open / Close Module Close Module

Open / Close Module

Karagöz İle Hacivat Konuşmaları
Kibrisca Paylaşım Platformu : Genel Görüşler

Konu: Genel Görüşler
Bu konuyu inceleyen üyeler: None

Yeni Konu GönderYanıt Yaz
Önceki Konu :: Sonraki Konu
Yazar Mesaj
  Serdar32

Yeni
Yeni

Kayıt Tarihi: 03 Aralık 2009
Ülke: K.K.T.C (KIBRIS)
Yazdığı konu adeti: 29
Tarih 18 Mart 2021 Saat 12:20pm | Alıntı Serdar32


KARAGÖZ İLE HACİVAT: PARAYI KİM BULDU
Karagöz iş bulur. Yedi gün çalışır ve ilk haftalığını alır. Akşamüstü evine
dönerken haftalığını kaybeder. Geldiği yoldan geriye döner ve
düşürdüğü paralarını aramaya başlar. Diğer yandan da söylenmektedir:
" Paracıklarım, paracıklarım, gitti paracıklarım. Keşke paralarım
cebimde dursaydı da ben kaybolsaydım. "
Aynı saatte evine dönmekte olan Hacivat Karagöz'le karşılaşır.
Hacivat: " Hayrola Karagözüm, yanımdan geçersin beni görmezsin.
Paracıklarım dersin. Para mı kaybettin? "
Karagöz: " Hiç sorma Hacivat. Haftalık almıştım, onu kaybettim. "
Hacivat: " Bir gören, bir bulan yok mu? "
Karagöz: " Dört gören, beş bulan var. Canımı sıkma, canını yakarım. "
Hacivat: " Aman Karagözüm kızma. Para kaybedince ararsın
bulamazsan, kadıya gidersin. "
Karagöz: " Hı. "
Hacivat: " Para kaybettin, aradın bulamadın, ne yaparsın? Kadıya
gidersin. "
Karagöz: " Demek paramı kadı bulmuş. "
Hacivat: " Kadının para falan bulduğu yok. Parayı bulan kadıya bırakır.
Kaybeden kadıya gider. Para kadıdaysa parasını alır. "
Karagöz: " Ya para kadıda yoksa. "
Hacivat: " O zaman avcunu yalar. "
Karagöz: " Yani şimdi avcumu yalarsam param bulunur mu? "
Hacivat: " Nereni yalarsan yala paran bulunmaz. "
Karagöz: " Ne yapmak gerekir? "
Hacivat: " Kadıya gitmek gerekir. Buyur Karagözüm, önden sen yürü. "
Karagöz: " Önden ben yürümem, yan yana gidelim. "
Hacivat ile Karagöz kadıya giderler. Yolda para bulan birisi parayı getirip
kadıya teslim etmiştir. Fakat paranın sahibinin kim olduğunu
bilmemektedir. Karagöz'ün haftalığını kaybettiğini öğrenen Hacivat onu
kadıya yönlendirir, çünkü Karagöz'ün kaybettiği parayı bulan
Hacivat'tır.

Yazan: Serdar Yıldırım

------------------------------------------------------------ -------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: LEYLEK
Mart ayının ortası. Kar yeni kalkmış. Ortalık ayaz, hava buz gibi.
Karagöz nicedir işsiz. Kazağını, paltosunu eskiciye satmış. Yarı aç, yarı
tok. Üstünde bir fanila, bir mintan. Soğuk havada iş bulmak için
gezerken, dişlerinin takırtısı Uludağ'dan duyuluyor. Karagöz tam bu
esnada Hacivat'la karşılaşır.
Hacivat: " Merhaba Karagözüm. Nasılsın, iyi misin? "
Karagöz: " İyi değilim Hacivat. Donuyorum. "
Hacivat sağa sola bakınır. Bir evin bacası üstündeki leyleği görür.
Parmağıyla leyleği işaret ederek: " Bak Karagözüm, leylekler gelmiş.
Artık yaz geliyor. "
Karagöz: " Hacivat, anlamsız konuşma. Hem leylek gelmiş diyorsun,
hem kaz geliyor diyorsun. "
Hacivat: " Kaz demedim Karagözüm, yaz geliyor dedim. "
Karagöz: " Kaz yazayım ama ben yazı bilmem ki. Yaz demek kolay. "
Hacivat: " Dediklerimi yanlış anlıyorsun Karagözüm. Bak leylek nasıl da
takırdıyor. "
Karagöz çenesini tutar: " Takırtı benden geliyor. Paltom yok da,
soğuktan dişlerim takırdıyor. "
Hacivat: " Palton yok mu? Doğru ya, paltonu giymemişsin. Al benim
paltomu giy. " der ve paltosunu Karagöz'e verir. Karagöz paltoyu giyer
ve dişlerinin takırdaması durur. Bu sefer üşüyen Hacivat'ın dişleri
takırdamaya başlar.
Karagöz: " Hacivat, bu leylek yolunu kaybetmiş, kış günü Bursa'ya
gelmiş. Şimdi gerçekten takırdamaya başladı. "
Hacivat: " Karagözüm, leylek değil, ben takırdıyorum. O palto senin
olsun. Kürkçü Emin'den kendime kürklü palto alacağım. "
Karagöz: " Körükçü Cemil'den palto mu çalacaksın? "
Hacivat: " Çalmayacağım, parasıyla kürklü palto alacağım. "
Karagöz: " Hacivat'ım, paltonu geri al, bana kürklü palto satın al. "
Hacivat: " Olmaz Karagözüm, benim eski paltomu sen giy. Ben kendime
kürklü palto alacağım. "
Karagöz, kendine alma, bana al dedikçe, Hacivat, sana değil, kendime
alacağım der ve birlikte Kürkçü Emin'in dükkanına girerler. Bunlar
dükkanda tartışa dursunlar, Kürkçü Emin bir diğer lakabı da tilki Emin:
Gençliğinde bir taşla dört kuş vurmuşluğu vardır. Şimdi ise, bir taşla iki
kuş vurmanın derdindedir. Sensin der, büyüksün der, zenginsin der ve
Hacivat'a iki kürklü palto satar. Paltoların birini Hacivat, diğerini
Karagöz giyer.
Hacivat, Karagöz ile birlikte yolda giderken, gördüğü bir fakire eski
paltosunu verir. İki arkadaş ilk karşılaştıkları yerden geçerken, leyleğin
o evin bacasında olmadığını görürler.
Hacivat: " Bak Karagözüm, leylek yok, gitmiş. "
Karagöz başını kaldırır, etrafına bakınır:
" Başka leylekler mi gelmiş? Hani nerede? "
Hacivat: " Başka leylek falan yok. Tek leylek vardı, o da gitmiş. "
Karagöz: " Ha, şu zamansız gelen leylek. Onun sayesinde kürklü palto
sahibi oldum. Şansım açıldı. Bundan sonra beni kimse tutmasın. "

Yazan: Serdar Yıldırım

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Milli Eğitim Ve Kültür Bakanlığı / 2017
Türkçe 5. Sınıf Ders Kitabı     108. sayfa
http://talimterbiye.mebnet.net/Kitaplar/2017-
2018/ilkokul/Turkce5_Kitap2.pdf

------- ------------------------------------------------------------ -------

DİLENCİ HACİVAT
Hacivat tüccarın biriyle ortak olur. Birlikte mal alıp satmaya başlarlar.
İlk zamanlar işler iyi gider, sonradan bozulur. Bir sabah erkenden tüccar
çıkagelir ve Hacivat'a iflas ettiklerini, elde avuçta birşey kalmadığını
söyler. Hacivat parasız ve çaresiz kalır, evine ekmek götüremez olur. İş
arar bulamaz, dilencilik yapmaya başlar:
" Fakire bir sadaka, fakire bir sadaka, " diyerek dolanır durur.
Karagöz Hacivat'ı dilenirken görünce beyninden vurulmuşa döner.
Kendini çabucak toparlar ve Hacivat'ın yanına gider.
Karagöz: " Hacivat'ım, bu ne hal böyle? "
Hacivat: " Halim haraptır, Karagözüm. Tüccarın biriyle ortaklık kurdum,
koca serveti har vurup harman savurdum. "
Karagöz: " Koca servet mi? Bu işe ne yatırdın sen onu söyle. "
Hacivat: " Bin beş yüz altın. Gitti, gitti, bin beş yüz altınım. "
Karagöz: " Ne?! Senin o kadar altının var mıydı, Hacivat? "
Hacivat: " Olmaz olur mu Karagözüm? Babamdan kalan servet pek
çoktu. "
Karagöz: " Hazıra dağlar dayanmaz derler. "
Hacivat: " Dayandı. "
Karagöz: " Mirasyedinin mirası biter derler. "
Hacivat: " Bitmedi. "
Karagöz daha sonra Hacivat'tan tüccarın adını öğrenir. Tüccara giderek,
ortak aradığını, evini ve bahçesini ortaya koyarak iş yapmak istediğini
söyler ama gelir gider defterini kendisinin tutması gerektiğini bildirir.
Tüccar, Hacivat'tan sonra yolunacak kaz olarak gördüğü Karagöz'e
elindeki bin beş yüz altını verir.
Karagöz ertesi gün Hacivat'a bin beş yüz altını verir ve bir daha
kimseyle ortak olmamasını söyler. Daha ertesi gün Karagöz'ün evine
gelen tüccar yanındaki adamı göstererek, evi ve bahçeyi satın almak
isteyen bir müşteri buldum, der. Ayrıca ortaklık gereği verdiği altınların
bundan sonra kendisinde duracağını söyler. Bunun üzerine Karagöz
altınları gece evine giren hırsızın götürdüğünü, ortaklık kalmadığı için,
evini ve bahçesini satmaktan vazgeçtiğini söyler. Tüccar durumu
kabullenmek istemez. Karagöz sesini yükseltir, tüccara diklenir. Tüccar,
Karagöz'ün karşısında tutunamaz. Müşteri kaçar gider. Çaresiz kalan
tüccar yol kenarına oturup ava giderken avlandım der ve hüngür
hüngür ağlamaya başlar.

-- ------------------------------------------------------------ -------

KARAGÖZ BALIKÇI
İşsiz kalan Karagöz Hacivat'ın yönlendirmesi üzerine Misi Köyü'ne
giderek oradaki gölden alabalık tutmaya başlar. Akşamüstü at
arabasına binerek Bursa'ya döner. Alabalıkların bir kısmını kendine
ayıran Karagöz geri kalanı balıkçılara satar.
Bir akşamüstü alabalıkları temizleyen Karagöz'ün hanımı balığın birinin
içinde inci bulur. Çok sevinir. Odada oturmakta olan Karagöz'e inciyi
gösterir. Karagöz sevinçten ne yapacağını şaşırır ve oynamaya başlar.   
Akşam yemeğinden sonra evde konuşulan tek konu incidir. Karagöz'ün
oğlu Yaşar, baba, ya tuttuğun öteki balıklarda da inci varsa, deyince
Karagöz:       "Doğru oğlum, o balıklarda inci olabilir. O zaman
alabalıkların içini evde temizleriz, karnında inci olup olmadığına bakar,
öyle satarız. On-on beş alabalığın birinden inci çıksa zengin olduk
demektir. "
Karagöz sonraki günlerde düşüncesini aynen uygular. Evde temizlenen
alabalıkların birinden, ikisinden inci çıkmaktadır. İncileri kuyumcuya
satan Karagöz kısa zamanda fakirlikten kurtulur. Kuyumcu incinin
kaynağını merak eder. Karagöz'ün ağzını arayan kuyumcu hiçbir şey
öğrenemez. Bunun üzerine gizlice Karagöz'ü takip etmeye başlar.
Sonunda olayı çözer ve gölün karşı kıyısında çadır kurarak, beş karısını,
oğullarını, kızlarını, gelinlerini, damatlarını ve torunlarını getirir. Birlikte
çok çalışarak, çok balık tutarak kısa zamanda göldeki alabalık neslini
kuruturlar. Gölde bir tane alabalık kalmaz. Kuyumcu, torbalar dolusu
inciyle servetine servet katar.
Aradan günler, haftalar geçmesine karşın, bir tek alabalık tutamayan
Karagöz yol parası, evin geçimi derken, giderek fakirleşir. Daha sonra
yine Hacivat'ın yönlendirmesi üzerine Hacivat ile birlikte Ulucami'nin
yapım işinde çalışmaya başlar.

-------- ------------------------------------------------------------ -------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: MANGAL SEFASI     
Hacivat: " Karagözüm, sucuk aldım. Gel mangal sefası yapalım. "
Karagöz: " Birer kangal alalım ama benim bahçe küçük, kangala dar
gelir. "
Hacivat: " Kangal demedim Karagözüm, mangal dedim. Mangalda
sucuk pişirelim. "
Karagöz: " Kangalla çocuk bir arada olmaz. Yaşar'ı kangal ısırır. "
Hacivat: " Canım, ne Yaşar'ı, ne kangalı, sucuk dedim, mangal dedim. "
Karagöz: " He öyle söylesene, sucuğu mandalla tavana asarsın. "
Hacivat: " O neden? Neden sucuğu tavana asıyorsun? "
Karagöz: " Kurusun diye. Kuru sucuğun tadı farklı olur. "
Hacivat: " Tamam Karagözüm, sucuğu kuruttum, mangalı bahçeye
oturttum. "
Karagöz: " Ben senin bahçeye gelmem, Hacivat. "
Hacivat: " Gelmezsen gelme. Ben de kendime ziyafet çekerim. "
Uzaklaşıp giden Hacivat'ın arkasından Karagöz söylenir:
" Seni gidi beni bilmez. Kangalı kesmiş, sucuk yapmış, mangalda
pişirecekmiş. Bende o sucuğu yiyecek göz var mı?

----------- ------------------------------------------------------------ -------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: BUZAĞI       
Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşırlar. Karşılıklı selamlaşmadan sonra iş
arayan Karagöz'ün moralinin bozuk olduğunu gören Hacivat, ona
derdini unutturmak için, bilmece sormaya karar verir: " Karagözüm,
sana bir bilmece sorayım da cevabını ver. Öküz altında ne arıyor derler?
Karagöz: " Tavşan arıyor derler. "
Hacivat: " Olmaz, tavşanın öküzle ilgisi yok. "
Karagöz: " Tilki arıyor derler. "
Hacivat: " Tilkinin öküzle hiç ilgisi yok. "
Karagöz: " Kurt arıyor derler. "
Hacivat: " Kurt öküz altında aranmaz. Öküz bunu babası, inek bunun
annesi. "
Karagöz: " Koyun bunun amcası, keçi bunun dayısı. "
Hacivat: " Hani o şey büyür dana olur, tosun olur. "
Karagöz: " Dana olur, tosun olur. "
Hacivat: " Tamam, dana dedin, dananın küçüğü. "
Karagöz: " Küçük dana . "
Hacivat: " Hah, küçük danaya ne derler? "
Karagöz: " Dana küçük. "
Hacivat: " Karagözüm, galiba bilemeyeceksin. "
Karagöz: " Ben bilemezsem sen bil. "
Hacivat: " Buzağı arıyor derler. "
Karagöz: " Hı? "
Hacivat: " Öküz altında buzağı arıyor derler. "
Karagöz: " Ben onun öyle olduğunu biliyordum ama aklıma gelmedi.
Sorunun cevabı buzağı. Bildim mi? "
Hacivat: " Bildin Karagözüm, bildin. "
Karagöz: " Bilemesem şaşardım. Bu soru kolaydı. Zor sorsan onları da
bilirim. "
Karagöz' ün güldüğünü, neşelendiğini gören Hacivat sevinir. Karagöz'ü
de sevindirmek ister ve ona pazar yerinde hamallık bulur. Günün geri
kalan kısmında sandıkla portakal, limon taşıyan Karagöz akşamüstü
kazandığı iki akçeyle evinin yolunu tutar.

---- ------------------------------------------------------------ -------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: TURŞU
Hacivat: " Hanım turşu kurduydu. Turşular bir olmuş. "
Karagöz: " Hanım tarla kurduydu. Kuş mu olmuş? "
Hacivat: " Canım Karagözüm. Ne kurdu, ne kuşu? "
Karagöz: " Kurt Bozkurt, kuş Zümrüdü Anka Kuşu. "
Hacivat: " Hanım turşu kurduydu. Turşular olmuş dedim. "
Karagöz: " Hani masalda Bozkurtlar Zümrüdü Anka Kuşu'nu tepelemiş.
"
Hacivat: " Eee. "
Karagöz: " Ben de seni tepelerim. "
Karagöz Hacivat'ın üstüne yürür.
Hacivat: " Dur Karagözüm, ben ne yaptım? "
Karagöz: " Daha ne yapacaksın? Tepeme çık öt bari. "
Hacivat: " Tepene çıkıp öteyim mi? Ne gibi ötmemi istersin? "
Karagöz: " İster horoz gibi öt, ister bülbül gibi öt. "
Hacivat: " Eşek gibi öteyim mi? "
Karagöz: " Eşek ötmez anırır. İstersen anırabilirsin. "
Hacivat: " Ben anıramam ama sen iyi anırırsın. "
Hacivat tarafından eşek yerine konmak Karagöz'ü çileden çıkarır.
Hacivat'ın üstüne hamle yapar. Hacivat geri dönüp kaçmaya başlar.
Karagöz Hacivat'ı evinin önüne kadar kovalar. Hacivat evine girer ve
kapıyı sürgüler. Kapının önünde bağırıp çağıran Karagöz'e pencereye
çıkan Hacivat'ın hanımı söylenir:
" Aaa yeter be! Git kendi evinin önünde bağır. "
Hacivat'ın hanımının sözleri karşısında Karagöz sessizce oradan
uzaklaşır. On gün ne Hacivat'ı arar ne de onun evinin önünden geçer.
İki ayrılmaz dost sonradan barışırlar.

------- ------------------------------------------------------------ -------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: LEYLEK ETİ
Hacivat: " Karagözüm, ziyafet var. "
Karagöz: " Hı.. "
Hacivat: " Ziyafet var, ziyafet. Al hanımı, Yaşar'ı. Bu akşam bize gelin.
Levrek aldım, pişirip yeriz. "
Karagöz: " Bu akşam size gelemeyiz, leylek eti yiyemeyiz. "
Hacivat: " Leylek demedim Karagözüm, levrek dedim. Levrek balığı. "
Karagöz: " Bırak ya Hacivat, ne zamandan beri leylekler balık oldu. "
Hacivat: " Leylekler balık olmaz, tıpkı benim Karagöz olamadığım gibi. "
Karagöz: " Keşke Karagöz olsan, bana benzesen Hacivat. "
Hacivat: " Aman, hayatta isteyeceğim en son şey sana benzemek. Ben
bu halimden memnunum.
Karagöz: " Tamam, bana benzeme. Git Halim'le Memduh'a benze. "
Hacivat: " Sen ne diyorsun Karagözüm? Halim'le Memduh da kim? "
Karagöz: " Sizin mahalleden yeni taşınmışlar. Bizim mahalleye geldiler.
"
Hacivat: " Eee sonra? "
Karagöz: " Bizim mahalleyi beğenmediler. Sizin mahalleye geri
dönecekler. "
Hacivat: " O neden? "
Karagöz: " Çünkü onları dövdüm. Alaycı konuşmaya devam edersen
seni de döverim. "
Hacivat: " Sustum Karagözüm, yeter ki beni dövme. "
Karagöz: " Leylek eti falan da yemem. "
Hacivat: " Yeme Karagözüm, leylek eti yeme.

----- ------------------------------------------------------------ -------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: KARAGÖZ AŞIK       
Genç Karagöz Bursa sokaklarında elinde bir demet ısırgan otuyla hızlı
adımlarla yürürken, Hacivat'la karşılaşır. Hacivat sorar:
" Hayrola Karagözüm, bu ne acele? Sanki peşinden köpek kovalıyor. "
Karagöz: " Sus Hacivat! Köpek beni niye kovalasın? O ancak senin
gibileri kovalar. "
Hacivat: " Hemen kızma Karagözüm, lafın gelişi öyle dedim. Hızlı hızlı
nereye böyle? "
Karagöz: " Hı.. "
Hacivat: " Hızlı hızlı nereye böyle? Yani nereye yetişeceksin? "
Karagöz: " Şey, yavuklumla buluşacağım da. "
Hacivat: " Yavuklun mu? Senin yavuklun mu var? "
Karagöz: " Var tabi, neden olmasın? Ben sevemez miyim yani? "
Hacivat: " Tabi seversin, yavuklun da olur. O elindeki nedir? Isırgan otu
mu? "
Karagöz: " He ya ısırgan otu. Yavukluma verecektim "
Hacivat: " Olur mu Karagözüm, hiç insan sevdiğine ısırgan otu verir
miymiş? "
Karagöz: " Ee o zaman ne verir?
Hacivat: " Karanfil verir. "
Karagöz: " Kara fil mi? Afrika mı burası? Fil ne arar? "
Hacivat: " Karanfil dedim Karagözüm. Bir tür çiçek. "
Karagöz: " Çilek bulunmaz şimdi, mevsimi değil. "
Hacivat: " Çilek değil, çiçek dedim. Her neyse sen iyisi kırmızı gül götür.
"
Karagöz: " Hı.. "
Hacivat: " Kırmızı gül, kırmızı gül. "
Karagöz: " Kırmızı tül mü? Perdelik tüllerden mi? "
Hacivat: " Dur Karagözüm, ne perdesi ne tülü. Kırmızı gül dedim. "
Karagöz: " Kırmızı kül mü? Amma yaptın Hacivat, külün kırmızısı mı
olurmuş? "
Hacivat: " Yine yanlış anladın. Peki o zaman senin dilinle konuşalım. Ya
nesi olur? "
Karagöz: " Sen de ne cahilsin Hacivat. Külün rengi kül rengi olur.
Bilmiyorsan öğren. "
Karagöz'ün yanlış anlamaları karşısında sinirlenen Hacivat ne kadar
hırslandığını Karagöz'e fark ettirmemeye çalışır. Kuruyan dili damağında
zorlukla döner:
" Tamam Karagözüm, yavukluna ne istersen götür. Isırgan götür,
sarımsak götür, soğan götür. "
Hacivat, ister ıspanak götür, ister pırasa götür, diye söylenerek
uzaklaşır gider. Hacivat'ın arkasından bakakalan Karagöz çabucak aklını
toplar. Kendini daha sağlıklı düşünmeye zorlar:
" Hacivat'ın her dediğini ısırganın yanında yavukluma hediye etsem iyi
olacak. Şimdi ben sarımsak, soğan, ıspanak, pırasa nerede bulurum? "
Karagöz aradıklarını komşuların yardımıyla tamamlar. Hepsini bir sepete
koyarak yavuklusuna verir. Karagöz'ün yavuklusu genç kız hediyelerden
dolayısıyla memnun olur. Bu genç kız Karagöz'ün oğlu Yaşar'ın
annesidir.

----------- ------------------------------------------------------------ -------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: KÖSE
Güzel, güneşli bir yaz gününde Pınarbaşı Meydanı'nda bir sürü adam
toplanmış, kahkaha patlatıyordu. Şişiren ağızdır da balonu patlatan
iğnedir. Ağızdan çıkan iğneli sözler, adama nasıl kahkaha patlattırır,
dilerseniz bunu öğrenelim.
Hacivat: " Ak akçe kara gün içindir. "
Karagöz: " Akçe yok ki kara güne saklasam. "
Hacivat: " Bir elin nesi var, iki elin sesi var. "
Karagöz: " Kurnada oturanın elinde hamam tası var. "
Hacivat: " Söz gümüşse sükut altındır. "
Karagöz: " Söz altınsa sükut tenekedir. "
Hacivat: " Olur mu Karagözüm, sükut yani susmak altındır. "
Karagöz: " İyi, o zaman susalım, konuşmayalım. Buradaki kalabalık
hemen dağılır. İnsanlar, işini bırakıp bizi dinlemeye geliyorsa sözüm
altın değerinde olduğu içindir. "
Karagöz kalabalığa dönerek:
" Beni haklı görenler alkışlasın. " diye bağırdı. Bir alkış fırtınasıdır koptu.
Bu sefer Hacivat kalabalığa dönerek:
" Beni haklı görenler alkışlasın. " diye bağırdı. Bir alkış boranıdır koptu.
Eee ne diyelim onları alkışlayanlar sayıldığında birbirine eşit olduğu
görüldü. Yalnız karşıda duran ve Karagöz ile Hacivat'ın her iğneli
vuruşuna kahkahasını patlattıran köse kimseyi alkışlamadı. Sonradan
sordum, benim oyum ikisine, dedi.

--- ------------------------------------------------------------ -------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: EKMEK     
Bursa sokaklarında gezip dolaşan Karagöz ile Hacivat, Pınarbaşı
Meydanı’na geldiklerinde yorulduklarını anlarlar ve bir ağacın altına
oturup dinlenirler.
Daha sonra Hacivat:“ Aman Karagözüm, içim bayıldı. Fırından ekmek al
da suya banıp yiyelim. “
Karagöz: “ Ekmek alayım da yakında fırın var mıdır? “
Hacivat: “ Var ya. Az önce önünden geçtik. “
Karagöz: “ Hiç fark etmedim. Yerini tarif et, hangi somun fırınında? “
Hacivat eliyle işaret eder: “ Şuradaki inek ahırının ilerisindeki somun
fırınında. “
Karagöz: “ Ne işi varmış elinin ineğin kuyruk sokumunda? “
Hacivat: “ Karagözüm, nereden çıkarırsın ineğin kuyruk sokumunu? Şu
ahırın ilerisindeki somun ekmek fırınında. “
Karagöz: “ Ahırda samandan ekmek mi pişiriyorlar? “
Hacivat: “ Hiç samandan ekmek olur mu? Buğday ekmeği olur, buğday.
“
Karagöz: “ Atlara buğday ekmeği, insanlara saman ekmeği. “
Hacivat: “ İnsanlar saman ekmeği yemezler. İnsanlara buğday ekmeği,
atlara saman ekmeği. “
Karagöz: “ Demek o fırında atlara saman ekmeği pişiriyorlar. “
Hacivat: “ Öyle demek istemedim. “
Karagöz: “ Ama öyle dedin. Atlara saman ekmeği dedin. “
Hacivat: “ Dur Karagözüm. Sana cümle anlatayım derken, ben
kelimeleri şaşırdım. Gitmemek için, böyle yaptın. Ağzımdan çıkanı
kulağıma duyurmadın. Ben bir ekmek alıp geleyim, “ diyen Hacivat hızlı
adımlarla oradan ayrılır. Biraz sonra elinde bir somun ekmek ve bir
çanak suyla gelir. Ekmeği ikiye böler ve yarısını Karagöz’e verir. Birlikte
ekmeklerini suya banıp yerler.

------- ------------------------------------------------------------ -------

KARAGÖZ'ÜN İĞNESİ
Hacivat birkaç gündür görmediği Karagöz'ü sağda solda arar, bulamaz.
Sorar soruşturur bilen, gören yoktur. Son çare olarak evine gider. Karısı
Karagöz'ün üç gündür evin samanlığında olduğunu ve yemeğini bile
orada yediğini söyler. Hacivat bahçeden samanlığa geçer. Karagöz
samanların arasında birşey aramaktadır. Ama ne? 
Hacivat: " Selam Karagözüm, ben geldim, selam. "
Karagöz: " Hay Selami'nin kara kellesi. Sen misin Hacivat? "
Hacivat: " İyi günler Karagözüm, iyi günler. "
Karagöz: " Güller iyidir de ben papatyayı pek severim. "
Hacivat: " Aman Karagözüm, neden o? "
Karagöz: " Papatyanın yapraklarını seviyor, sevmiyor diye koparıyorum,
hep Hacivat beni sevmiyor çıkıyor. "
Hacivat: " Olur mu Karagözüm? Ben seni çok severim. Bunu cümle
alem bilir. "
Karagöz: " Düğmeci Adem bilir ama ben bilmiyorum. Beni sevmeyeni
ben de sevmem. "
Hacivat: " Yapma. "
Karagöz: " Yaptım bile. "
Hacivat: " Etme. "
Karagöz: " Ettim bile. "
Hacivat: " Papatya falına inanma. "
Karagöz: " Ee  kime inanacağım? "
Hacivat: " Bana inan Karagözüm. "
Karagöz: " O zaman sevdiğini ispat et. Bir şey istesem yapar mısın? "
Hacivat: " Emrin olur. Ne istersen yaparım. "
Karagöz: " Samanların arasına iğne düşürdüm. Bul iğneyi, ispatla
sevdiğini. "
Hacivat: " Aman Karagözüm, samanlıkta iğne aranır mı? "
Karagöz: " Aranır, ben üç gündür arıyorum. "
Hacivat: " Aradın da buldun mu? "
Karagöz: " Bulamadım. Sanki iğne samana dönüşmüş. "
Hacivat: " O iğne ne iğnesiydi? "
Karagöz: " Arı iğnesi değil herhalde , dikiş iğnesiydi. "
Ben şimdi o iğneyi bulurum, diyen Hacivat samanlıkta iğne aramaya
başlar. Birkaç dakika sonra her zaman yakasında bulundurduğu dikiş
iğnesini, işte iğneni buldum, diyerek Karagöz'e verir. Karagöz buna çok
sevinir ve Hacivat'ı alnından öper. Hacivat Karagöz'ün koluna girerek
bahçeye çıkarır. Altlarına birer sandalye çekip otururlar. Karagöz
karısına seslenir ve hanım bize iki çay yap, der. Çaylar gelinceye kadar
onlar sohbeti o kadar koyulaştırır ve şakalaşmalarını o kadar
ağırlaştırırlar ki, dünyanın gelmiş geçmiş en somurtkan insanını
kahkahalarla güldürecek düzeye erişirler. 

------------------------------------------------------------

KARAGÖZ İŞSİZ         & nbsp;    
Uzun zamandır işsiz olan ve geçim zorluğu çeken Karagöz hanımını ve
oğlu Yaşar'ı köye, babasına gönderir. İş aramaktan bıkar, yalnızlıktan
sıkılır ve yolda rastladığı Hacivat'ı evine çay içmeye davet eder. Eve
gelince bakar çay ve şeker kavanozları bomboştur. Hacivat'a durumu
anlatmak zor olacağı için, ne yapacağını bilemez. Mutfakta çaresiz
beklemeye başlar. Daha sonra Hacivat odadan bağırır: " Haydi
Karagözüm, çay demlendiyse getir de içelim. "
Bunun üzerine Karagöz Hacivat'ın yanına gelir ve sorar: " Çayı kaç
şekerli içersin? "
Hacivat: " Ben çayı çok şekerli içerim. "
Karagöz: " Çok şekerli mi? Çokşeker Arif çay bardağına sığmaz ki. "
Hacivat: " O zaman çift şekerli olsun. "
Karagöz: " Çiftelerin Şakir İzmir'e taşındı. "
Hacivat: " Bari tek şekerli olsun. "
Karagöz: " Şekersiz içsen. "
Hacivat: " Amma yaptın ha! Şekersiz çay mı içilirmiş? "
Karagöz: " Anla işte, evde şeker yok. "
Hacivat: " Çay demlenmiştir. Bardağa koy da getir bakalım. "
Karagöz: " Evde çay yok ki. Ocağı yakmadım. "
Hacivat: " Bir de soruyorsun, çayı kaç şekerli içersin diye? "
Karagöz: " İnan Hacivat, evde çay ve şekerin bittiğini bilmiyordum. "
Hacivat: " Sizinkileri köye gönderdiğini duydum. "
Karagöz: " Doğrudur, burada aç kalmasınlar diye. "
Hacivat Karagöz'ün eline birkaç akçe sıkıştırır:
" Git bakkaldan çay, şeker, ekmek, peynir falan al. "
Karagöz bir koşu Hacivat'ın dediklerini alır, gelir. Ocağı yakar, çayı
demler. Birlikte çay içerler, peynir, ekmek yerler. Hacivat çayları çok
şekerli içer. Karagöz'ün ise, çayları tek şekerli içmesinin nedeni
Hacivat'ın aldığı yarım kilo şekerin bitmesini istemediğinden.
Hacivat ertesi gün Karagöz'e bahçıvanlık işi bulur. Karagöz çalışmaya
başlar. Haftalığını alınca hanımını ve oğlunu köyden getirtir. Böylelikle
Karagöz ailesi normal günlük yaşantılarına dönerler. 

----------------------------------------------------------

KARAGÖZ EZAN OKUYOR
Karagöz iddia üzerine minareye çıkıp öğle ezanı okumaya başlar. Fakat
ezanın yarısında takılır, kalır. Gerisini unutmuştur. Sil baştan tekrar
okur, yine aynı yerde takılır. Bu böyle devam eder. Karagöz ezanı bir
türlü tamamlayamaz. Cemaat namaza başlamak için, ezanın bitmesini
beklemektedir. Zaman geçtikçe homurtular artar. 
Hacivat aşağıdan Karagözüm şöyle de, sonra bunu de diye bağırarak
 yardımcı olmak ister. Sonunda ezanı bırakan Karagöz, beni sen
şaşırttın diyerek minareden Hacivat'ın üstüne atlar. Boğuşmaya
başlarlar. Cemaat araya girer ve Hacivat'ı Karagöz'ün elinden kurtarır.
Bu sefer Karagöz daha da sinirlenir ve cemaati sille tokat döver.
Cemaat ve Hacivat kaçıp gider. Daha sonra minareye çıkan Karagöz
ezanı güzelce okur ve derin bir oh çeker. 

- ------------------------------------------------------------

HACİVAT'IN İPİ         &nb sp;  
Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır. Karagöz'ün telaşlı olduğunu gören
Hacivat sorar: " Hayrola Karagözüm, nereye böyle? "
Karagöz: " Bahçedeki kuyudan su çekerken ip koptu. Kova kuyuya
düştü. İp almaya gidiyorum. "
Hacivat: " Evde sağlam bir ip var. Onu sana vereyim. Ben ipin ucunu
tutarım, sen kuyuya inersin. "
Karagöz: " Ben senin ipinle kuyuya inmem. "
Hacivat: " Aman Karagözüm, bana hiç mi itimadın yok? 
Karagöz: " Hı. "
Hacivat: " Yani bana hiç mi güvenin yok? "
Karagöz: " Yok, çünkü ben kuyuya inince ipin ucunu bırakırsın, aşağıda
kalırım. "
Hacivat ağzı bir karış açık Karagöz'e bakakalır. Bu sefer Karagöz sorar:
" Söyle bakalım Hacivat, sen benim ipimle kuyuya iner misin? "
Hacivat: " İnerim. "
Karagöz: " Ya bıçakla ipi kesersem. "
Hacivat: " Öyle bir şey yapmazsın Karagözüm. Ben sana güvenirim. "
Karagöz: " Ben de düne kadar sana güvenirdim ama gece rüyamda
kuyuya indiydim de beni kuyuda bıraktıydın. Artık güvenim kalmadı. "
Hacivat: " Rüyandaki ben değildim, gerçekler rüyadan farklı olur. "
diyerek uzun süre dil döker, sonunda Karagöz'ü ikna eder ve evden ip
alıp gelir. Bahçedeki kuyuya Karagöz Hacivat'ın ipiyle iner. Hacivat ipin
ucunu bırakıp kaçar. Karagöz'ün bağırması üzerine komşular gelip onu
kuyudan çıkarırlar. Altı ay ne Karagöz Hacivat'ı, ne de Hacivat Karagöz'ü
arayıp sormaz. İlk defa bu kadar uzun süre küs kalırlar.

--- ------------------------------------------------------------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: BİZANS ALTINI
Karagöz bir gece rüyasında kendini Pınarbaşı Meydanı'nda toprağı
kazarken görür. Kazar, kazar ve sonunda bir küp Bizans altını bulur. Çok
sevinir ve oynamaya başlar. Daha sonra kanter içinde uyanır. Sabahı
bekleyemez, alacakaranlıkta kazmayı, küreği kapar ve yola çıkar. 
Pınarbaşı Meydanı'na geldiğinde acele tarafından kazmayı toprağa
vurur. Kazdıkça kazar. Sabahleyin işe giden Bursalılar, Karagöz'ü
görürler. Toprağı neden kazdığını sorarlar. Karagöz rüyasını anlatır.
Adamlardan bazıları Karagöz'e katılır. Onlar da kazma, küreklerini alıp
gelirler ve biri o yanda, biri bu yanda kazmaya başlarlar. 
Öğle vaktine doğru Hacivat olaydan haberdar olur. Evde bulunan
babadan kalma bir Bizans altınını cebine koyar ve yola çıkar. Hacivat
geldiğinde Karagöz rüyasını ona da anlatır. Hacivat sırf muziplik olsun
diye dinlenen birinin kazmasıyla toprağı biraz kazar ve altın buldum
diye bağırır. Yanındaki Bizans altınını gösterir. Buna sevinen Karagöz
altını alır, cebine atar ve orayı daha derin kazmaya başlar.
Akşam üstüne doğru meydan baştan aşağı kazılır ama başka altın bulan
olmaz. Karagöz tamam der ve işi bırakırlar. Karagöz meydandan
ayrılmadan Hacivat önüne çıkar:
" Aman Karagözüm, ben şaka yapmıştım. Altını evden getirmiştim.
Altınımı ver de gideyim, " der. 
Karagöz: " Oldu mu şimdi Hacivat? Altını burada buldun. "
Hacivat: " Hayır, ben onu evden getirmiştim. "
Karagöz: " Senin evde altın ne arar? Bu altın rüyamda gördüğüm
altınlardan biri. "
Hacivat: " Aman Karagözüm, etme, eyleme, beni buraya geldiğime
pişman etme. "
Oradaki adamlar Karagöz'den yana taraf olunca Hacivat susar ve bir
kenara oturup ağlamaya başlar. Karagöz altını epey bir akçe karşılığında
satar. Kışın dört ay evde sırtüstü yatar, çalışmaz ve akçeleri bitirir. Yazın
gelmesiyle birlikte iş aramaya başlar. 


Yazan: Serdar Yıldırım
------- ------------------------------------------------------------ -------
SİVRİKOZ ZAMANA KARŞI
Sivrikoz'un küçük yaşlardan itibaren kafasına takılan sorular vardır.
Yıllar geçtikçe bu sorular daha da belirginleşir. Annesine, babasına,
amcasına, dayısına bu soruları sorar fakat gelen cevaplar tatminkar
olmaz. İyi, güzel diyorsunuz da benim beklediğim cevaplar bunlar değil,
der. Babası bir gün: " Sivrikoz beklediğin cevaplar bunlar değilse sen
sorduğun soruların cevabını biliyorsun demektir. " der de Sivrikoz
babasına cevaplardan tam olarak emin olmadığını söyler. Sivrikoz'un
sorduğu sorular nedir?
Acımasızca geçen zaman, insanları neden yaşlandırıyor?
İnsanların görünüşleri neden değişiyor?
Zaman geçtiği için, insanlar yaşlanıyorsa zamanı durdurmak mümkün
değil midir?
Sivrikoz bir gün babası Hacivat'tan izin alır ve zamanı arayıp bulmak,
onunla hesaplaşmak için, yola çıkar. Sonraki günlerde zamanı arar, her
önüne gelene zamanı sorar ama kimse zamanın nerede olduğunu
bilmemektedir. Günlerden bir gün bir ormandan geçerken bunalır,
olanlar canına tak der ve bağırır: " Ey zaman, kimsin sen, neredesin,
aramaktan bıktım, çık ortaya, yetti yaptıkların. "
Birden ormanda sert bir ses yankılanır: " Hey genç, beni mi aradın?
Senin adın nedir? "
" Benim adım Sivrikoz. Seni aradım. Soracak sorularım var. Neden
insanları yaşlandırıyorsun? Şimdinin ihtiyarı bir zamanlar gençtim,
güçlüydüm diyor. Geçtin de ne oldu? Ne kazandın? İnsanlar belli bir
yaşa gelince o insan için zamanı durdur. Yaşlanmasın ama yaşasın.
Genç kalsın. "
" Sen neler diyorsun Sivrikoz? Daha önce kimse benim işime
karışmıyordu. Ben de istediğim gibi kendimi kuruyordum. Genç ve
güçlü birini, yaşlı, iki büklüm bir ihtiyar haline getirmek benim için
önemli. Ben o ihtiyarın genç halini hatırlar ve gülümserim. Ama sen
istemiyorsan bundan sonra kimseyi yaşlandırmam. "
Zamandan söz alan Sivrikoz sevinçle oradan uzaklaşır. Sonraki günlerde
zaman sözünü tutmaz ve insanları yaşlandırmaya devam eder. Durumu
fark eden Sivrikoz çok üzülür ve bir daha zamanı ne arayıp, ne sorar.

--- ------------------------------------------------------------


KARAGÖZ İLE HACİVAT: TUZSUZ DELİ BEKİR   
Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır. Ramazan ayının birinci günüdür.
Hacivat: " Ramazan-ı şerifler hayrolsun Karagözüm. "
Karagöz: " Sen ne diyorsun Hacivat? Ramazan'la şerif neden
kaybolsun? "
Hacivat: " Ramazan-ı şerifler hayrolsun. Hayırlı ramazanlar. "
Derdi dağlardan büyük olan Karagöz Hacivat'ın ne dediğini yine
anlayamaz: " Ramazanların tarlası mı? Ne bileyim nerededir? "
Hacivat: " Yani oruç ayına girdik Karagözüm. "
Karagöz: " Hı. "
Hacivat: " Oruçlu musun Karagözüm? Gece sahura kalktın mı? "
Karagöz: " Gece sabaha kadar uyuyamadım. Bir aralık dalmışım. Kötü
bir rüya gördüm. Adamın biri, beni kesiyordu. "
Hacivat: " Hayrolsun diyecektim. Ama böyle rüyanın hayrı olmaz ki. "
Karagöz: " Hayri'yi rüyanda mı gördün? "
Karagözün hey heylerde olduğunu anlayan Hacivat hey heylere hay hay
der geçer.
Hacivat: " Karagözüm, rüyanda seni kim kesiyordu? "
Karagöz: " Adamın biri. "
Hacivat: De hadi Karagözüm. Ağzımdan laf çıkmaz bilirsin. "
Karagöz: " Şu Tuzsuz Deli Bekir. Rüyama kadar girdi. "
Hacivat: " Ne demek rüyama kadar girdi? Gerçek hayatta da mı
keskinleri oynadı? "
Karagöz anlatmaya başlar: " Yazın bir ara işsizdim. Tuzsuzdan borç
almıştım, ödeyemedim. İkidir gelir kapıyı tekmeler, açmadım diye kızar
bağırır. Yolda önüme çıktı, kaçtım, kurtuldum. "
Hacivat: " Eee sonra ne oldu? "
Karagöz: " Dün çıkmaz sokakta kıstırdı beni. Hani para dedi. Bıçağını
çıkardı, ileri geri salladı. Bir böbrekten, bir ciğerden dedi. "
Hacivat: " Elinden nasıl kurtuldun? "
Karagöz: " Yarın söz dedim. Paranı vermezsem bildiğin gibi yap dedim.
"
Hacivat: " O ne dedi? "
Karagöz: " Parça mı olsun, kuşbaşı mı dedi. "
Hacivat: " Karagözüm, senin borcun ne kadardı? "
Karagöz borcunu söyler. Hacivat, Karagöz'ün borcunu son kuruşuna
kadar eline sayar. Karagöz buna çok sevinir. Daha sonra evinin yolunu
tutar. Tahmini doğrudur. Tuzsuz Deli Bekir, elinde bıçağı, kapının önünde
bağırıp çağırmaktadır. Karagöz, Bekir Efendi deyip paraları gösterince
Tuzsuz bıçaklı elini arkasına saklar: " Vay Karagöz, borcunu getirdin
galiba. "
Karagöz: " Evet, borcum, al say, hepsi tamamdır. "
Tuzsuz parayı sayar: " Evet, tamam, der, borç morç kalmadı. "
Karagöz: " Bir daha senden borç almam. Bu son olsun. "
Tuzsuz: " Vay köfte vay, bir de haklı çıkarsın ha. Ben de sana borç
verirsem elim bıçak tutamasın. " der ve bıçağını çıkarır. Karagöz eve
kaçar. Kapıyı sürgüler. Kapının önünde nara atan, tehditler savuran
Tuzsuz Deli Bekir daha sonra evin önünden uzaklaşır. Böylelikle Karagöz
kurtulur.


Yazan: Serdar Yıldırım

---------- ------------------------------------------------------------ -------
You - 2


KARAGÖZ İLE HACİVAT: AYAKLI KÜTÜPHANE
Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır.
Karagöz: "Hacivat, evi taşımışsın? "
Hacivat: " Doğru taşıdım. "
Karagöz: " Nereye taşıdın? "
Hacivat: " Şu kilisenin beş ev yukarısına. "
Karagöz: " Kilis'e mi taşındın? "
Hacivat: " Kilis demedim Karagözüm. Kilise dedim. "
Karagöz: " Kilis'e taşındığına göre Konya'yı görmüşsündür. "
Hacivat: " Konya da nereden çıktı? "
Karagöz: " Kilis'e giderken kervan Konya'dan geçer. "
Hacivat: " Ne Konya'sı, ne kervanı? "
Karagöz: " Mervan dayım Konya'da otururdu. Çocukken gitmiştik. "
Hacivat: " Dayının adı Mervan mıydı? "
Karagöz: " Van daha ileride Acem sınırında. "
Hacivat:   " Eee? "
Karagöz: " Orada bir göl varmış. Deniz kadar büyükmüş. "
Hacivat: " Göl deniz kadar büyük olur mu? Deniz gölden büyüktür. "
Karagöz: " Marmara Denizi, Ege Denizi. "
Hacivat: " .... "
Karagöz: " Karadeniz, Akdeniz. "
Hacivat: " Bunları niye sayıyorsun? "
Karagöz: " Saymayı bilirim, bir, iki, üç. "
Hacivat: " Sonra. "
Karagöz: " Üç, iki, bir. "
Hacivat: " Sonrası yok mu? Sen kaça kadar okudun? "
Karagöz: " Üçe kadar. Matematikte birinciydim. "
Hacivat: " Belli, sondan birinci. "
Karagöz: " Okumam da iyidir. "
Hacivat: " Şu dükkanın levhasını oku bakalım. "
Karagöz: " Kem küm. "
Hacivat: " Sonra. "
Karagöz: " Ham hum. "
Hacivat: " Senin neden üçe gidemediğin belli. "
Karagöz: " Üçe gidecektim ama evden göndermediler. "
Hacivat: " Neden? "
Karagöz: " Çok şey öğrenmiştim, beynim dolmuştu. "
Hacivat: " Yapma ya? "
Karagöz: " Bana ayaklı kütüphane diyorlardı. "
Hacivat: " Ayaklı kütüphane ha? "
Karagöz: " Sen de bir şey bilmiyorsun Hacivat? Sen kaça kadar
okudun? "
Hacivat: " Beşi bitirdim. "
Karagöz: " Beşi mi? Ben senden çok okumuşum. "
Hacivat: " Vay vay! Üç mü büyük, beş mi? "
Karagöz: " Sen de amma cahilsin be Hacivat. Tabi ki üç büyük. "

Yazan: Serdar Yıldırım

--- ------------------------------------------------------------ -------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: KOCA KAFALI BİR KELEŞ
Hacivat: " Gökyüzünde yıldız var, ay var. "
Karagöz: " Yeryüzünde baldızımın yaptığı çay var. "
Hacivat: " Gökyüzünde bulut var, güneş var. "
Karagöz: " Yeryüzünde unutma keleş var. "
Hacivat: " Karagözüm, keleş mi var? "
Karagöz: " Var tabi, koca kafalı bir keleş var. "
Hacivat: " Acaba kim bu keleş? "
Karagöz: " Kim olacak tabi ki sen. "
Hacivat: " Aman Karagözüm, kafan benimkinden büyüktür. "
Karagöz: " Çaresiz kaldığın için, şu attığın çığlıktır. "
Hacivat: " Senin denizin bitmiş, çırpındığın sığlıktır. "
Karagöz: " Sığır sana derler, benden fışkıran sağlıktır. "
Hacivat:   " Sığır bana mı derler? Ben sığır falan değilim. "
Karagöz: " Sağır değilsin ama sığır olduğun muhakkak. "
Bana nasıl sığır dersin diyen Hacivat, Karagöz'ün yüzüne sert bir tokat
vurur. Karagöz yere yuvarlanır, ayağa kalkar. Sol eli sol yanağının
üstündedir.
Karagöz: " Aman Hacivat, bana vurdun. "
Hacivat: " Sen de dayak istedin durdun. "
Karagöz: " Zalim Hacivat, bana vurma. "
Hacivat: " Senin uçarken gördüğün telli turna. "
Karagöz: " Hamama gittim, yoktu boş kurna. "
Hacivat: " Ben seni bilirim, çalar durursun zurna. "
Karagöz: " De git Hacivat, alırım seni ayağımın altına. "
Hacivat: " O biraz zor, bugün üzüm şerbeti içtim. "
Karagöz: " Tarlada buğday, başak mı biçtin? "
Hacivat: " Karagözüm, bugün çok saçmaladın. "
Karagöz: " Hacivatım, seçmeyi bilemedin. "
Hacivat: " Yanlışta olan ben değilim, sensin Karagözüm. "
Karagöz: " Tepeni delerim, budur son sözüm. "
Hacivat: " Karagözüm, barış yapalım, sun bana bir salkım üzüm. "
Karagöz: " İki karış uzakta dur, bir bardak zıkkım çözüm. "
Hacivat: " Nasıl olur, bir bardak zıkkım çözüm? "
Karagöz: " İç zıkkımın kökünü, titrerken gör çözümü. "
Hacivat: " Aman Karagözüm, zıkkım zehir olmasın? "
Karagöz: " Zehir, tehir olmasın, bardağa dolsun. "
Hacivat: " Dur Karagözüm, zehir bardağa dolmasın. "
Karagöz: " O zaman Hacivat sessiz kalsın. "
Hacivat: " Ağzıma fermuarı çektim, işte bak sustum. "

Yazan: Serdar Yıldırım

-------- ------------------------------------------------------------ -------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: GÜBRE
Hacivat Karagöz'ün evinin önünden geçerken, Karagöz pencereden
Hacivat'ın üstüne atlar, boğuşmaya başlarlar. Yoldan geçen adamlar
ikiliyi ayırırlar, bunlar sakinleşince adamlar gider. Yalnız kalınca Hacivat
sorar: " Aman Karagözüm, bana neden saldırdın? Ben sana ne yaptım?
"
Karagöz: " Şuna bak, bir de ne yaptım diye soruyor. "
Hacivat: " Söyle canım efendim, bir suçum varsa bileyim. "
Karagöz: " Cenabettin Bey yalıya bahçıvan arıyormuş. Zoti'yi
göndermişsin. "
Hacivat: " Doğrudur. Zoti iyi bahçıvandır "
Karagöz: " Ben kötü bahçıvan mıyım? "
Hacivat: " Hayır, kötü bahçıvan değilsin. "
Karagöz: " O zaman beni gönderseydin. "
Hacivat: " Geçen defa seni gönderdiydim. Bahçedeki güllerin altına
insan gübresi dökmüşsün. O kadar gül soldu. "
Karagöz: " Eee Cenabettin Bey geldi, Karagöz gülleri gübrele dedi. "
Hacivat: " Ama olmaz ki, insan gübresi dökülmez ki. "
Karagöz: " Ne gübresi dökülür? "
Hacivat: " Hayvan gübresi dökülür. "
Karagöz: " Kedi, köpek gübresi. "
Hacivat: " Olmaz. "
Karagöz: " Kuş, fare gübresi. "
Hacivat: " Olmaz Karagözüm, olmaz. "
Karagöz: " Bunlar hayvan değil mi? "
Hacivat: " Hayvan ama gübreleri bahçede kullanılmaz. "
Karagöz: " Kullanılırsa ne olur? "
Hacivat: " Topraktaki bitkiyi öldürür. Tarla, bahçe bozulur. "
Karagöz: " .... "
Hacivat: " Bir de Cenabettin Bey'i sokakta kovalamışsın. "
Karagöz: " Kovalarım tabi. Bana kızdı, bağırdı. "
Hacivat: " Kızar, bağırır. Yalının bahçesini tümden bitirdin. Bahçeyi
temizletti, yeniden gül ektiriyor. "
Karagöz: " Keşke ben ekseydim gülleri. "
Hacivat: " Artık sana orası yasak. "
Karagöz: " Gülleri eksinler de sonra ben bakımını yaparım. "
Hacivat: " Karagözüm, söyle bakalım ne gübresi kullanırsın? "
Karagöz: " Sen söyle. "
Hacivat: " Ahır hayvanlarının gübresi. Say bakalım. "
Karagöz: " İnek, öküz gübresi. "
Hacivat: " Başka. "
Karagöz: " Boğa, tosun gübresi. "
Hacivat: " Başka. "
Karagöz: " At, eşek gübresi. "
Hacivat: " Başka, başka. "
Karagöz: " Koyun, keçi gübresi. "
Hacivat: " Değil mi ya? İşte bunları kullanmalısın? "
Karagöz: " Bak hepsini bildim. Zoti'yi kov, beni işe al. "
Hacivat: " Zoti'yi kovmam ama seni işe alırım. Yeni bir iş. "
Karagöz: " Yeni bir iş mi? Ne işi bu? "
Hacivat: " Yük taşıyacaksın. Sandık sandık domates. "
Karagöz: " Gündelik ne kadar? "
Hacivat: " Gündelikler hep aynı. Bu işin bir de ayrıcalığı var."
Karagöz: " Ayrıcalık mı? Neymiş o çabuk söyle. "
Hacivat: " İstediğin kadar domates yiyebilirsin. "
Karagöz: " İstediğim kadar mı? Desene yaşadım. Midem bayram
edecek. "

Yazan: Serdar Yıldırım

---------- ------------------------------------------------------------ -------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: MATİZ
Hacivat'ı gece uyku tutmaz. Sabah erkenden kalkar, giyinip dışarı çıkar.
Karagöz'ün evinin kapısını çalar. Bir daha çalar. Karagöz uykulu gözlerle
pencereye çıkar. Bakar kapıyı çalan Hacivat'tır: " Hacivat, sabahın
seher vakti neden kapıyı çalarsın? " diye sorar.
Hacivat: " İn aşağı Karagözüm, yarenlik edelim. Ben söyleyeyim, sen
dinle. Sen söyle ben dinleyeyim. "
Karagöz: " De git Hacivat, başka işin yok mu senin? Alırım ayağımın
altına. "
Hacivat: " Gel aşağı Karagözüm, gece uyku tutmadı. "
Karagöz: " Seni uyku tutmadı ama benim uykumu kaçırdın. "
Hacivat: " Uykunu mu kaçırdım? Uykun nereye kaçtı? "
" Uykum sana kaçtı, " diyen Karagöz, pencereden Hacivat'ın üstüne
atlar. Boğuşmaya başlarlar. Karagöz'ün elinden kurtulan Hacivat: " Dur
Karagözüm, sana bir hesap sorusu sorayım, bilirsen hemen giderim. "
der.
Karagöz: " Sor bakayım, benim hesabım kuvvetlidir. "
Hacivat: " iki iki daha kaç eder? "
Karagöz: " Hı.. "
Hacivat: " Yani ikiyle ikiyi toplasan kaç olur? "
Karagöz: " Kaç mı olur? İkiyle ikiyi toplasan kaç olur? "
Hacivat: " Tamam işte Karagözüm, ben sana soruyorum. İkiyle ikiyi
topla kaç buldun? "
Karagöz: " İki iki daha şey eder. Ya Hacivat, bu soru kolay, daha zorunu
sor. "
Hacivat: " Sen bunu bil, daha zorunu sorarım. "
Karagöz düşünürken, aradan zaman geçer. Sağa sola bakınıp bir
kurtarıcı ararken, Tuzsuz Deli Bekir çıkagelir. Hacivat'tan çok Karagöz'le
haşır neşirliği vardır: " Vay Karagöz, arpacık kumrusu gibi ne
düşünürsün? Karadeniz'de gemilerin batamaz, kayığın olsa Marmara'da
batardı. Bilmem anladın mı? "
Karagöz bu matizden oldum olası hoşlanmamıştır. Onun olduğu
ortamda dut yemiş bülbüle döner. Matize korkuyla karışık saygı duyar.
Her zaman, matizin belindeki bıçak olmasa ben bilirim yapacağımı, der.
Ama ufaktan da olsa racon kesmeden duramaz: " Ya matiz, Hacivat
beni gece rüyasında görmüş. Sabah erkenden kapıma üşüştü. Soru
soracağım, dedi. Şimdi sen söyle: İki iki daha kaç eder, ben bilemem
mi? "
Matiz: " Bilemezsin. Bilirsen seni sokak sokak sırtımda gezdiririm. " Der
ve belinden bıçağını çıkarır, aha bak şuraya yazıyorum, diyerek çömelip
toprağı eşeler.
Bunun üzerine Karagöz sadece küçük değil, büyük dilini de yutar. Sus
pus olur ve gözlerini aşağı indirir. İçinden, matiz geldi, beni Hacivat'ın
elinden kurtardı ama rezil etmese bari, diye düşünür.
Karagöz'ün süngüsünün düştüğünü gören matiz Hacivat'a döner: "Bak
Hacivat, ben ilk mektebin birinci sınıfına giderken, sınıfın en
tembeliydim. Arap hoca bize dua öğretirdi. Evde kitaptan iyice çalışın,
ezberleyin, gelin. İşte şu, şu duaları okutucam, derdi. Ben evde
tastamam duaları ezberlerdim ama Arap hoca karşıma dikilince duaları
unutuverirdim. Bana kızardı, bağırırdı. Senenin ortasına doğru bu
Karagöz bizim sınıfa geldi. Arap hoca beni bıraktı, buna yöneldi.
Karagöz araptan çok azar işitti. Üçe gitmedi. Daha sonra başka
mahalleye taşındılar, bu da araptan kurtuldu. Arap hoca tekrar bana
döndü. Bir sene sonra ben de araptan kurtuldum, dörde gitmedim. "
Matiz derin bir iç geçirir, hal ve gidiş böyle Hacivat kardeş. Haydi, kalın
sağlıcakla, der ve yürüyüp gider. Karagöz ile Hacivat ise, az sonra
selamlaşıp dostça ayrışırlar.

Yazan: Serdar Yıldırım

--------- ------------------------------------------------------------ -------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: ZAMAN MAKİNESİ      
Karagöz bir gün hızlı adımlarla evinden çıkar ve Hacivat'ın evine doğru
yürümeye başlar. Karagöz çok hırslıdır, gözü hiçbir şeyi görmez.
Kendisini tanıyıp, selam verenlere bile eyvallah etmez. Hışımla gelip,
Hacivat'ın evinin kapısını çalar. Hacivat kapıyı açar:
" Yavaş ol Karagözüm, kapıyı kıracaksın! Tokmağı görmez misin?
Tekmeyle kapı çalınır mı? Evi yıkacaksın. Benden korkmaz mısın? "
" Kes! Senden korkmam. Sen benden korkar mısın? "
" Aman Karagözüm, korkarım. Yeter ki, evimi başıma yıkma."
" Hemen gel, benim evin bahçesine. Hani diyordun ya yüz sene sonra
ne seni ne beni kimse bilmez, hatırlamaz. Onun sağlamasını yapacağız.
Bakalım doğru mu? "
" Hah hah ha. Aman Karagözüm. Bırak yüz seneyi, elli altmış sene
sonra bile insanlar bizi hatırlamaz. Suya yazılan yazı gibi, ağızdan söz
uçup gider. Kim Hacivat diye, kim Karagöz diye, kim beni ana, kim seni
bile. "
" Kes! Çekerim senin kulaklarını. Kapa kapını, düş peşime. "
Gerisin geriye dönüp uzaklaşan Karagöz'ün ardından, Hacivat koşarak
zor yetişir:   " Karagözüm, nedir benimle derdin? Ben öylesine
şakacıktan söylemişimdir. Sen esas mı sanırsın? "
" Artık iş çığırından çıktı. Sen şakacıktan konuşmadın, ben de esas
sandım. Elli altmış sene değil, altı yüz altmış sene sonrasına gideceğiz
ve o zamanın insanına bizi soracağız. Ey ademoğlu, Karagöz ile
Hacivat'ı bilir misin, diyeceğiz. Yüz kişiden bir kişi bile tanımayan
çıkarsa, ben süpürge olayım, yolları süpüreyim. "

Karagöz daha sonra Hacivat'ı evinin bahçesine götürür ve kendi icadı
zaman makinesini gösterir: " Bak Hacivat, bu benim yaptığım zaman
makinesi. İkimiz buna binip geleceğe gideceğiz. Bakalım Bursa ve
Pınarbaşı Meydanı nasılmış? Kaç yüz sene sonra insanlar nasılmış?
Bütün bunları öğreneceğiz. "
" Aman Karagözüm, bu ne böyle? Tahtadan, tenekeden bir odacık
yapmışsın. Ama bunun tekerlekleri yok. Tekerlekleri olsa bile hani at,
hani eşek. Bunu ne çekip götürecek? "
" Kes! Zırıltıyı bırak! Tekerleğe ihtiyaç yok, çünkü yürümeyecek. Bu
makine zaman içinde süzülecek. Süzülerek zamandan hızlı gidecek ve
zamanın önüne geçecek. İstediğim yerde duracak ve o zamanda
kalacak. Biz de makineden çıkıp geleceği göreceğiz, yaşayacağız. "
"Neler diyorsun, Karagözüm? Söylediklerinin yarısını anlamadım.
İddianı ispat et, benden sana bir tepsi cevizli baklava hediye. "
Bunun üzerine Karagöz:   " Bir tepsi cevizli baklava mı? Desene ağzım
tatlanacak," dedikten sonra zaman makinesinin kapısını açar ve haydi
bakalım Hacivat, gir içeri, der.
Hacivat içeri girip sandalyeye oturur. Karagöz de diğer sandalyeye
oturup kapıyı kapatır. Ayaklarıyla bisiklet pedalına benzer bir tür pedalı
çevirmeye başlar. Aracın etrafını bir zaman bulutu kümesi kaplar.
Karagöz, Bursa Pınarbaşı Meydanı diye bağırır ve pedalı altı yüz altmış
defa çevirdikten sonra bırakır. Biraz sonra araç Pınarbaşı Meydanı'nda
belirir. Karagöz ile Hacivat araçtan çıkarlar.

Sene 2011. Aralık ayının yirmi dördü. Karagöz ile Hacivat'ı meydanın
ortasında gören insanlar, onların başına toplanırlar.   Bir çocuk sevinçle
koşarak yanlarına gelir ve geride kalan annesine bağırır:   " Anne, koş
bak, Karagöz'le Hacivat. "
Adamlar, kadınlar, çocuklar, Karagöz ile Hacivat'ın etrafını sarar. Duyan
gelir, gören gelir. Ortalık kalabalıklaşır. Karagöz nasılsın? Hacivat
nasılsın? diye hal-hatır soranlar çoğunluktadır. Sizleri çok seviyoruz,
diyenler vardır. Karagöz atıp tutturmuş olmanın gönül rahatlığı içinde
Hacivat'tan yana döner: " Hani Hacivat, kimse bizi tanımazdı? Ne oldu,
gıkın çıkmıyor? Çamura oturdun mu şimdi? "
" Ne desem bilmem ki, Karagözüm. Şaşırdım kaldım. İnsanlar bunca
sene sonra bile beni tanıdılar ya, eee ben de az değilim hani,
tanımasalardı şaşardım. "
" Vay Hacivat, fırıldak olmuş dönüyorsun! Yaptığın laf kalabalığı.
İnsanlar seni tanıdılar ama ben varım diye seni tanıdılar. Ben olmasam,
seni kim bilecek? Önce benim adım anılıyor. Ben başroldeyim, sen
fagüransın. "
" Hah hah ha. Ona fagüran değil, figüran derler. "
" Ha fagüran, ha fegüran, ne fark eder? Doğrusunu kim bilebilir ki? "

Serdar Yıldırım da, ilk andan itibaren Karagöz ile Hacivat'ın yanındaydı.
Onların konuşmalarına kulak müşterisi olmuştu. Karagöz'ün
konuşmasından imla, kelime, söyleyiş hatalarını cımbızla çekip alarak,
diliyle şekillendirip, doğrusunu söyleyen Hacivat, Serdar'ın bilerek
yaptığı hatayı cımbızladı: " Oğlum, yazıyorsun bari doğrusunu yaz. Ona
kulak müşterisi değil, kulak misafiri denir. "
Aynı anda kadının biri, yanındaki kadına şöyle demektedir: "
Üniversiteli gençler galiba. Çok güzel rol yapıyorlar. Tıpkısının aynısı
Karagöz ile Hacivat bunlar. "
" Doğru kardeş, belli tiyatro eğitimi almışlar. Böyle gerçekmiş gibi rol
yapan tiyatrocu az bulunur. Broadway yıldızları, bunlara bir bardak su
veremez. "
Üniversiteli gençler galiba, diyen kadının on yaşındaki oğlu annesinin
dediklerine katılmıyordu. Annesi, çok güzel rol yapıyorlar, demişti.
Bakın bu doğru olabilirdi. Dünya bir sahnedir dersek, onlar başroldeki
aktörlerden ikisiydi. Dünya sahnesine çeşitli devirlerde, çeşitli oyuncular
önderlik etmişti. Önderler, liderlik pozisyonlarını hiçbir zaman
kaybetmezler ve yüzyıllar sonra bile, bu özelliklerini sürdürürlerdi.
Önemli olan, iyilikleriyle, artı değerleriyle hatırlanmaktı. İşte Karagöz ile
Hacivat: Bu ikiliye kötüdür, fenadır demek kimsenin aklına gelmezdi.
Her tip insan için, biçilmiş kaftandılar. Korkunç zordur, herkes
tarafından beğenilmek, takdir edilmek.
Annesi son olarak, tıpkısının aynısı, Karagöz ile Hacivat sanki bunlar,
demişti. Sankiyi aradan çıkartırsak, geriye ne kalır? Gerçekten bunlar
Karagöz ile Hacivat olabilir miydi? Çocuk, annesinin elinden kurtulup,
Karagöz'ün ağzıyla boğazı arasındaki yeri yani sakalını tutup çekiştirdi.
Sakal sağlamdı, tutanın elinde kalmıyordu.
Çocuk:   " Anne, Karagöz'ün sakalı takma değil, " dedi ve diğer eliyle
Hacivat'ın sakalını çekiştirdi.   " Bak anne, Hacivat'ın sakalı da takma
değil. Bunlar gerçekten Karagöz ile Hacivat, " dediyse de annesinin
çatılmış kaşlarıyla karşılaşınca sustu.

Serdar daha sonra Karagöz ile Hacivat'ı kalabalıktan kurtararak
Muradiye semtine götürdü. Oradan Çekirge semtine inecekler ve ikiliye
türbelerini ziyaret ettirecekti. Yolda Serdar, şu internet kafeye girelim
de resimlerinizi görelim ve hayat hikayenizi okuyalım, dedi.
Bunun üzerine Karagöz:   " İnternet kafe mi? Ne interneti, ne kafesi?
Güvercin kafesi filan gibi mi? "
Serdar: " Hayır, güvercin değil, tavşan kafesi. Suya yazı yazarsın
kalmaz ya internette havaya yazıyorsun kalıyor. Cep telefonunla resim
çek, koy siteye, foruma, aylar sonra bile silinmez, bozulmaz. "
Hacivat: " Cep telefonu mu? O da ne ki? "
Serdar cebinden telefonunu çıkararak: " İşte bu. Sende de bundan bir
tane olsun, ben burada sen Uludağ'da rahatça konuşup anlaşırız. "
" Hiç o kadar uzaktaki iki insan birbiriyle konuşabilir miymiş " diyen
Karagöz, Serdar'ın üstüne yürüdü. Serdar kaçtı, Karagöz kovaladı. Az
sonra yorulan Karagöz, Serdar'ın peşini bırakıp bir kenara oturdu ve
Hacivat'ın gelmesini beklemeye başladı.
Karagöz çabuk sinirlenmişti ama siniri hemen geçti. Karagöz ile Hacivat
kafede resimlerini görünce gururlandılar, hayat hikayeleri okununca
duygulandılar. Hayat hikayelerinin son bölümünü okumadan geçen
Serdar müthiş ikiliyi hala hayatta olduklarına inandırdı ve türbe
ziyaretini kara listeye aldı. Onlara tarihsel ve teknolojik bilgi verdi.

Serdar daha sonra Karagöz ile Hacivat'ı kapalıçarşıya götürdü ama
onları oradaki izdihamda kaybetti. Ertesi gün Pınarbaşı'na giden Serdar
zaman makinesini göremedi. Araç ortada yoktu. Karagöz ile Hacivat
zaman makinesine binip gitmişler miydi? Yoksa belediye bu nedir deyip
aracı çöpe mi atmıştı? Belediye aracı çöpe atmış olsa bile Karagöz ile
Hacivat'ı da çöpe atacak hali yoktu. Serdar, Bursa sokaklarında çok
aramasına karşın, onların izini bulamadı. Üzüntüsü doruğa çıkmıştı ki,
bu hikayeyi yazıp rahatladı. Bu hikayenin Karagöz ile Hacivat'ın
hatırlanması, akıllara düşmesi açısından yararlı   olacağını düşündü.

SON

  Status: Offline
Göster Serdar32's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: Serdar32
 
  Serdar32

Yeni
Yeni

Kayıt Tarihi: 03 Aralık 2009
Ülke: K.K.T.C (KIBRIS)
Yazdığı konu adeti: 29
Tarih 18 Mart 2021 Saat 5:32pm | Alıntı Serdar32


KARAGÖZ İLE HACİVAT: PINARBAŞI MEYDANI
Bursa’daki Pınarbaşı Meydanı’nda takriben yirmi kişilik bir kalabalık
toplanmış ve neşeli vakit geçirmekteydi, çünkü orta yerde tartışanlar,
gelmiş, geçmiş en iyi güldürü ustalarından ikisiydi: Karagöz ile Hacivat.
Dilerseniz şimdi biz de hoşça vakit geçirmek için, tartışmaya küpe
olalım ve küpeyi parmağımıza takalım.
Hacivat: “ Olur mu Karagözüm, hiç küpe parmağa takılır mı? “
Karagöz: “ Ya nereye takılır? “
Hacivat: “ Küpe kulağa takılır. Kulağına küpe takan hanımlar, daha bir
güzel görünürler. Hanım hanımcık olurlar. “
Karagöz: “ Hamam açıksa bizim hanıma söyleyeyim de, Yaşar’ı da
götürsün. Hamamda bir güzel yıkansınlar. “
Hacivat: “ Ah Karagözüm, Yaşar hiç kadınlar hamamına gider miymiş?
Büyüdü, kocaman adam oldu. “
Karagöz: “ Kocaman adam mı? Yaşarcık daha altısını sürüyor. “
Hacivat: “ Olsun Karagözüm. Altı yaşında oğlan çocuğu kadınlar
hamamına götürülmez, çünkü kadınlar ondan korkarlar. “
Karagöz: “ Amma yaptın ha Hacivat. Yıllar önce annem beni on beş
yaşındayken kadınlar hamamına götürmüştü de yalnız yıkanmıştım. "
Hacivat: “ Yapma ya, iyi ki hamamda kadın yokmuş. “
Karagöz: “ Aslında hamamda yıkanan kadınlar vardı ama ben göbek
taşına doğru yürüyünce hamam boşalıverdi. Benden neden kaçtılar,
anlayamadım.”
Hacivat: “ Paçalı uzun donunla mı girmiştin hamama. “
Karagöz: “ Sen ne diyorsun Hacivat? Hamamda donla yıkanılmaz ki. “
Pınarbaşı Meydanı’ndaki kalabalık kahkahaların çağırdıklarıyla birlikte
kırk kişi olmuştu. Yirmi kişide kırk ayak vardı da, kırk kişide kaç ayak
vardı?
Karagöz: “ Bak Hacivat, okumam, yazmam yoktur ama hesabım
kuvvetlidir. Kırk kişide altmış ayak vardır. Altmış ayakta dört yüz
parmak vardır. “
Hacivat: “ Olur mu Karagözüm. Kırk kişide ikişerden seksen ayak vardır.
Seksen ayakta beşerden dört yüz parmak olur. “
Karagöz: “ Tamam işte, ben de dört yüz parmak demiştim. “
Gülmekten gözleri yaşaran, karınlarını tutarak gülen ve yerlerde
debelenenler haricindeki çoğulcu kalabalıktan bir alkış tufanı koptu.
Hacivat’ın, ama sen altmış ayakta dört yüz parmak demiştin,
Karagözüm, dediğini benden başka kimse duymadı.
İnsanlar, doğar, büyür ve olgunlaşırlar. Olgunlaşma geçici değil,
kalıcıdır. Olgunlaşma yeni olgunlaşmaları beraberinde getirir. Bu böyle
sürüp gider. İnsan olgun bir meyvedir, dersek yanlış olmaz.
Karagöz: “ Olur mu öyle şey, Hacivat? Şimdi ben meyve mi oldum?
Elma, armut gibi mi yani? “
Hacivat: “ Hayır, erik gibi. “
Karagöz: “ Demek beni erik yaptın? Şimdi görürsün. Sen de olsan olsan
şu ekşi limon olursun. Üç, iki değil, bir işe yaramayan limon. “
Hacivat: “ Doğru Karagözüm. Limon bir işe yaramaz, çok işe yarar. Hani
limonu ortadan kesersin, çaya, çorbaya sıkarsın. Tadı leziz olur. “
Karagöz: “ Adı keriz mi olur? “
Hacivat: “ Hayır Karagözüm. Adı keriz değil, tadı leziz olur yani lezzetli
olur. İç ferahlatır, gönül açar. “
Karagöz: “ Hayda bre pehlivan. Limon anahtar mı ki, Gönül teyzenin
kapısını açsın. Teyzem ellisini geçti hala evlenmedi. Gönül teyzenin
gönlünü açacak anahtar daha yapılmadı. “
Dünyanın pek çok şehrinde, belli günlerde pazar kurulur. Bu pazarlarda
köyden getirilen sebze, meyve satılır. Pazara gidenin kesesi doluysa ve
cimri değilse ürünün en iyisini alır. Anadolu’da sebze ve meyveler
şehirlerin isimleriyle anılır olmuştur. Amasya’nın elması, İnegöl’ün
pırasası gibi.
Karagöz: “ Bırak ya Hacivat. Ne demek Amasya’nın elması, İnegöl’ün
pırasası. Yani elma almak için Amasya’ya mı gidelim? “
Hacivat: “ Karagözüm, elma almak için, Amasya’ya gitmene gerek yok.
Salı pazarında Amasya elması satılıyor. Elma alırken, Amasya elması
almak gerekir. “
Karagöz: “ Amasya’nın elması elma da başka yerin elması armut mu?
Benim bahçedeki elmalar, Amasya elmasına bin basar. Tadı güzel
kokusu hoş, eder insanı sarhoş. “
Hacivat: “ Armut alırken deveci armudunu, üzüm alırken Mürefte
üzümünü tercih etmek gerekir. “
Karagöz: “ Deveci armudunu boş ver şimdi. Çocukken köye gittiğimizde
dedemin bağına koşardık. Dedemin üzümlerinin tadını, sonraki
senelerde yediğim üzümlerin hiçbirinde bulamadım. Elma alırken Bursa
elması, pırasa zaten Bursa’dan, armut Bursa’dan, üzüm Bursa’dan, erik
Bursa’dan, domates, patates, şeftali, vişne, kiraz hep Bursa’dan. Hey
benim güzel Bursam, kovsalar gitmem şu Bursa’dan. “
Hacivat: “ Karagöz, az önce kiraz dedin. Söyle bakalım bu kiraz
Bursa’nın neresinde yetişiyor? Sen eskiden hiç yalan söylemezdin. “
Karagöz: “ De git oradan Hacivat. Şimdi de yalan söylemiyorum. On
yaşlarındaydım. Edebey Köyü’ne gitmiştik. Orada bir kiraz ağaçları
vardı, aklın durur. Sanırsın kiraz ormanı. Epey bir gezindim orada,
dallardaki kiraz çokluğundan güneşi göremedim. “
Hacivat: “ Güneş görünmüyorsa orman karanlıktır, kirazları nasıl
gördün? “
Karagöz: “ Pöh, şunun sorduğu soruya bak. Kirazların verdiği ışıltı
ormanı aydınlatıyordu. Ağaçlara çıktım, belki iki kilo kiraz yedim. Sen
Edebey kirazının tadını nereden bileceksin. “
Aradan zaman geçtikçe kalabalık çoğalmış ve yüz kişiyi bulmuştu. Hava
kararmaya başlamıştı, akşam oluyordu. İşi tadında bırakmak gerekirdi.
Karagöz ile Hacivat ellerini havaya kaldırıp teslim işareti çizdikten sonra
kahkahalar bıçak gibi kesildi.
Karagöz: " Haydi bakalım ağalar, bu günlük bu kadar, " dedi ve yürüdü
gitti.
Hacivat: " Yarın aynı saatte buluşmak üzere şimdilik hoşça kalın, deyip
Karagöz'ün peşine topal ördek gibi yürüyerek takılması kahkahaları
meydana paraşütle geri getirdi.

Yazan: Serdar Yıldırım

------------------------------------------------------------ ---------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: İBİŞ SIRTLAN AVINDA
İbiş ok ve yay alarak Uludağ'a sırtlan avına çıkmış. Gezmiş, dolaşmış,
ortalıkta hiç sırtlan yokmuş. Derken, Serdar Yıldırım'a rast gelmiş.
Serdar yaşadığı zamandan 650 yıl gerideymiş. Elinde tüfek varmış,
belinde fişek doluymuş. İbiş'e aslan avına çıktım, demiş.
İbiş: " Hani ok, hani yay? Neyle vuracaksın aslanı? "
Serdar: " Bak İbiş, ok ve yay ilkel silahlar. Bu gördüğün tüfektir. Tüfeğe
şu fişeklerden koyarsın, sonra tetiği çektin mi, dan, hop aslan yerde. "
İbiş: " Küçücük fişek mi aslanı yere düşürecek? Fişek aslana çarpar
sonra aslan sana kızar. Kaçarken tozu dumana katarsın. Hele
yakalamasın aslan seni, bir lokmada yutar. "
Serdar: " Öyle değil işte. Fişek aslanın vücudunu deler geçer. "
İbiş: " Dediğin gibi olsun. Sen bu tüfekle aslan avladın mı? "
Serdar: " Avlamam mı? Yüzden çok aslan vurdum."
İbiş: " Yüzden çok mu? Hepsini Uludağ'da mı vurdun? "
Serdar: " Tabi ya ne sandın? "
İbiş: " Ama Uludağ'da aslan yok diyorlar. "
Serdar: " Var canım, olmaz olur mu? Ormanın derinlikleri aslan
kaynıyor. İstersen gidelim, bak Uludağ'da aslan var mı, yok mu, kendi
gözlerinle gör. "
İbiş: " Çok isterdim ama şunu başka bir güne bıraksak. "
Serdar: " Sen nasıl istersen İbiş. Aslan avı cesaret isteyen bir iş. Kolay
olsaydı her önüne gelen aslan avcısı olurdu."
İbiş ile Serdar çene yarıştırırken ileriden iki avcının geldiğini görmüşler.
Bunlar Karagöz ile Hacivat'mış. Karagöz ile Hacivat, İbiş'i tanıyorlarmış,
Serdar ile de tanışmışlar.
Karagöz Serdar'ın aslan avına çıktığını duyunca şaşırmış. Tüfek, fişek
olayını duyunca aklı karışmış. Serdar, ben bu tüfekle Uludağ'da yüz
aslan vurdum, deyince kaşları çatılmış.
Karagöz: " Bak Serdar, bol keseden konuşma. Ben böyle şeylere
kızarım. İbiş de atar tutar ama sen onu beşe katladın. İbiş'i dövdüm,
seni de döverim. "
Bunun üzerine Serdar: " Geçen kış aralık ayında Uludağ'a çıkmıştım. Ne
bereketli avdı. Dört tane gergedan avladım. " deyince Karagöz Serdar'ın
üstüne atıldı. Aralarında bir boğuşma başladı. İkisi birlikte yere
yuvarlanınca Serdar İbiş'in yardımıyla Karagöz'ün elinden kurtuldu,
kaçmaya başladı. Karagöz Serdar'ın peşine takıldı. Az sonra yorulan
Karagöz bir taşın üstüne oturarak Hacivat'ın ve İbiş'in gelmesini
beklemeye başladı. Onlar geldikten sonra Karagöz: " Geyik gibi
koşuyor, yakalamak ne mümkün. "
Hacivat: " Aman Karagözüm, yakalayamadın iyi oldu. "
Karagöz: " Nee? Sen hangi taraftansın Hacivat? "
Hacivat: " Ben senin tarafındanım Karagözüm. "
Karagöz: " Ama ondan tarafa çıktın. "
Hacivat: " Serdar İbiş'le konuşurken, biz araya girdik. Nasıl olsa bir şey
vuracağımız yok. Bırak anlatsın. Avda böyle hikayelerin anlatılması ava
renk verir. Ortam neşelenir. Bol bol gülünür. "
Karagöz: " Orhan neşelensin, gülsün. Ben gülemem. Boş keseden böyle
avcı hikayelerini duyunca kan beynime çıkıyor. "
Hacivat: " Canım Karagözüm, büyüklük göster. Bırak gelsin, anlatsın. "
İbiş: " Sen büyüksün, yücesin, güçlüsün Karagöz Baba. He mi,
geliversin mi? "
Karagöz: " Siz bu kadar istedikten sonra.. Gelsin bakalım. "
Hacivat'ın çağırmasıyla Serdar anında onların yanında bitti. Karşısındaki
Karagöz'ün kara gözlerinin içine bakarak avcı hikayelerinin son
versiyonunu anlatmaya başladı:
" Bir çakal varmış. Bu çakal tilkiden kurnaz, kurttan kavgacıymış.
Kaplanları rakip bilmiş. Uludağ'da günün her saati kaplan kovalarmış.
Kaplanların çakal karşılarına çıkacak diye ödü koparmış. Olaydan
haberim oldu. Tüfek, tesisat kuşandım. Tam tekmil çakalı aramaya
koyuldum. Çakala benim onu aradığımı söylemişler. Çakal yüz
arkadaşını toplayıp geldi, benim etrafımı sardılar. Tüfekle çaktım aldım.
Son kalan çakal, çak al beni de, dedi. Çaktım o çakalı da aldım. Dünya
kurulalı beri böyle bir avcı görmekse Uludağ'ın kısmeti oldu. Uludağ
benimle ne kadar gururlansa azdır. "
Müdahale etmemek için kendini zorlayan, hırstan dudağını ısırarak
kanatan Karagöz dinamit gibi patladı. Önüne çıkan İbiş'e vurdu,
Serdar'a vurdu. Yere yuvarlanan İbiş'le Serdar kaçıp gittiler. Karagöz'ü
sakinleştirmek Hacivat'a düştü. İleride dere boyunda İbiş'le Serdar
yüzlerini yıkayıp, su içtiler, biraz kendilerine geldiler.
İbiş: " Karagöz amma kızdı ha. Arada ben de tokadı yedim. Gülüp
geçeceği yerde kızıyor. "
Serdar: " Doğru İbiş. Ben böyle hikayeleri eğlencelik olsun diye
anlatıyorum. Son hikayeyi anlatırken, onun gülmese bile kızmayacağını
düşündüm. Gülmedi ama kızdı. Hem çok kızdı. Hacivat'ın güldüğü
yanına kar kaldı. Sen ne kar ne zarardasın. Ben de bu işten
sebeplendim. "
İbiş: " Nee, sebeplendin mi? Tokadı yedin yeri öptün, sonra? "
Serdar: " Bir haftadır ağrıyan çürük dişim vardı. Sallanıp duruyordu.
Korkudan dişçiye gidememiştim. Karagöz bir tokatta o dişi bana
yutturdu. Buraya gelirken konuşmadık ya dilimi diş oyuğunda tutup
kanı durdurdum. Derede ağzımı çalkaladım. İnanmazsan gel de bak. "
İbiş gelir, bakar: " Gerçekten oradan yeni diş çıkmış. Belli oluyor. " der
ve kahkahalarla güler.

SON


  Status: Offline
Göster Serdar32's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: Serdar32
 
1 User(s) are browsing this topic, 1 Misafir ve 0 Üye
0 Members:
<< Önceki Konu Genel Görüşler Sonraki Konu >>

Eğer Bu Konuya Cevap Yazmak İstiyorsanız İlk Önce Giriş
Eğer Kayıtlı Bir Kullanıcı Değilseniz İlk Önce Kayıt Olmalısınız

  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

[Yetkiniz - Kapalı] - Foruma Yeni Konu Gönderme
[Yetkiniz - Kapalı] - Forumdaki Konulara Cevap Yazma
[Yetkiniz - Kapalı] - Forumda Cevapları Silme
[Yetkiniz - Kapalı] - Forumdaki Cevapları Düzenleme
[Yetkiniz - Kapalı] - Forumda Anket Açma
[Yetkiniz - Kapalı] - Forumda Anketlerde Oy Kullanma
Forum'a Git
[ Bu Sayfay Goruntuleyen uyeler: none ]



Tavsiye Edilen cozunurluk : 1024x768
Basa Don